Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin Son Kararına Göre Örgüt Üyeliği

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 26.10.2017 tarihli kararında özetle; “ilk derece mahkemesi” sıfatıyla 24.04.2017 tarih, 2015/3 E. ve 2017/3 K. sayılı kararı başta olmak üzere, Dairece benimsenen ve istikrar kazanmış yargı kararlarında, örgüt üyesinden ne anlaşılması gerektiği, bu kapsamda örgüt üyesinin, örgütün amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olup verilecek görevleri yerine getirmeye hazır şekilde iradesini örgüt emrine terk eden kişi olduğu, örgüt üyesinin örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılması gerektiği, organik bağın ise, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik durumunu tespit eden bir bağ olarak üyeliğin en önemli unsuru olduğu, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi kapsamında verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tam bir teslimiyet duygusu ile yerine getirmeye hazır olup öylece ifa etmesi gerektiği, bu çerçevede silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak da süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin varlığının aranması gerektiği, bununla birlikte niteliği, işleniş şekli, gerçekleşen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özellikleri olmasa da sadece örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olarak kabulünün gerektiği, bu nedenle örgüte yalnızca sempati duymak (Türk Dil Kurumu’na göre birisini sevimli, cana yakın bulmak) veya örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi fiillerin örgüt üyeliği için yeterli olmayacağı, örgüt üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlı olması gerektiği, hatta örgüt üyesi olan kimsenin bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı suçları işlemek için kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olma kastı ve iradesiyle hareket etmesi, bundan da öte suç işleme amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak için de failde saikin “suç işleme amacı” olmasının aranması gerektiği, bu açıklamalar ışığında, kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri ortaya çıkarılan ve maksadı, Devletin Anayasa ile kurulu düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY’nin başlangıçta bir ahlak, eğitim ve öğretim hareketi olarak ortaya çıkması, toplumun her katmanından büyük bir kesim tarafından da böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah görerek, sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimini vermek için yeterli kuvvete ulaşıncaya kadar alenen suçlu olmamaya özen göstermesi dikkate alındığında, örgüt üyeliği suçundan mahkum olan sanığın, örgütün meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla irtibatlı olduğunun anlaşılması, ancak örgütün nihai amacını bildiği, örgütle organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delilin olmadığı, mahkumiyet hükmüne esas alınan ve ikrar niteliği taşıyan beyanı ile “iletişimin tespiti” olarak bilinen HTS kayıt içeriğine göre de örgütün ilçe imamı olduğu iddia edilen ve örgütün ilçe yapılanmasında görev aldıklarından bahisle soruşturulan şahıslarla telefonla görüşmek suretiyle irtibatının olması, 2013 yılı öncesinde çok sayıda ve bu yıldan sonra da birkaç kez örgütün dini sohbet toplantılarına katılması, örgüt tarafından çıkarılan gazetelere gerçek adı ile abone olması ve çocuğunu örgütle bağlantılı olduğundan bahisle kapatılan bir okula göndermekten ibaret fiilleri ile sanığın konumu ve kişisel özellikleri de nazara alındığında örgüte sempati ve örgütle iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi olduğunu kanıtlamaya yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu açıdan örgütün ilçe teşkilatlanmasında etkin olduğundan bahisle soruşturulan isimlerle irtibatları araştırılması gerektiğinden, ayrıca arama tedbiri neticesinde elkoyulan dijital materyal üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinin tamamlanıp sonucunun beklenmesi ve sanığın yargılandığı dosya ile irtibatlı olduğu anlaşılan ve mahkumiyet hükmü sonrasında başlayan soruşturma sonucunda dava açılıp açılmadığının tespiti ile varsa açılan davanın bu dava dosyası ile birleştirilerek görülmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken hukuki bir gerekçe için tartışılıp değerlendirilmesi zorunlu olan tüm deliller tartışılıp değerlendirilmeden eksik ve yetersiz gerekçe ile verilen mahkumiyet kararının bozulmasına ve mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçen süreye de dikkat edilerek sanığın tahliyesine karar verilmiştir.

Yargıtay kararında; “organik bağ” kavramının, failin örgütün amacını bilmesinin ve örgüte katılmayı isteme iradesinin, örgüt iradesine teslimiyetin örgüt üyesi sayılmayı gerektirecek şekilde suç işlemenin örgüt üyeliği için arandığı, bunların dışında örgüte sempati duymanın (birisini sevimli, cana yakın bulmanın) veya örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimseme ile örgütün değerlerine saygı duymanın örgüt üyeliği için yeterli olmadığını, örgüte üye olma kastı ve iradesi ile hareket etmenin varlığının, hatta suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak için “suç işleme amacı” saikinin tespitinin, örgütün amacını bilip örgüte katılma olarak sanığın ikrarının ve bazı örgüt mensupları ile görüşmesinin, örgütün hukuka aykırı yapısının ortaya çıktığı zamandan sonra da dini sohbetlerine katılmanın, örgüt yayınlarına abone olmanın, çocuklarını örgütle ilişkili okullarda okutmanın ise örgüt üyeliği için suçun yeterli maddi ve manevi unsurlarından görülmediği anlaşılmaktadır.

Kararda yer alan “organik bağ” kavramı, bir teşkilatla veya tüzel kişilikle arada bulunan ilişki veya işbirliği veya çıkar ilişkisi sonucunda karşılıklı yarara dayanan irtibat veya bağ olarak tanımlanmaktadır. Buna göre örgüt üyeliğinden sorumlu tutulabilmek için; kişinin, örgütün suç veya terör örgütü olduğunu bilmesi, amacını benimsemesi ve örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayı isteyip örgüt adına suç işleme kararlılığına sahip olması veya suç işlemesi ve tüm bunların o kişide tespiti gerekir. Kararda yapılan bilimsel atıflara göre; örgüte sadece sempati duyulması (örgütün veya liderinin sevimli, cana yakın bulunması) veya örgütün amaçlarının, değerlerinin ve ideolojisinin benimsenmesi, örgütü temsil eden unsurlara ve süjelere saygı duyulması örgüt üyeliği için yeterli değildir. Örgüt üyesinin; örgüte bilerek ve isteyerek katılması, örgütün hukuka aykırı niteliğini ve amaçlarını bilmesi, bir parçası olmayı istemesi, hatta örgüte katılma iradesinde devamlılık olması aranmalı, örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işleme amacı bulunan bir örgüt olduğunu bilerek üye olması, üye olma kastı ve iradesiyle hareket etmesi, hatta suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçunun gerçekleşmesi için de saikinin “suç işleme amacı” olduğu tespit edilmelidir.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu görüşüne daha önce, “ilk derece mahkemesi” sıfatıyla 24.04.2017 tarihli, 2015/3 E. ve 2017/3 K. sayılı kararının “3-) Örgüt Üyeliği:” başlığı altında yer vermiştir.

Bu kararlarda eleştiriye açık yönler vardır. Her ne kadar somut olayın özelliklerine ve delillere bakılarak karar verilecekse de, failin örgütle organik bağının tespitinde, yine örgütün amacını bilip benimsemesi ve hiyerarşik yapısına isteyerek dahil olmasında, en önemlisi de sorgusuz sualsiz, tam bir teslimiyet duygusuyla her türlü emri ve talimatı yerine getirmeye, bu kapsamda örgüt için suç işlemeye hazır olduğunun anlaşılması ile örgüt üyeliğinden cezalandırılabileceğine dair mantıklı ve yasal düzenlemeye uygun düşen bir açıklamada bulunulsa da, bu soyut açıklamanın somut olaylarda karşılığının ne olacağı, bu konuda yeknesaklığın nasıl sağlanacağı ve özellikle de örgüt için suç işlemeyen veya suça teşebbüs etmeyen kişilerin, örgütün faaliyetleri kapsamında suç işleme kararlılığına ve kastına sahip olduğunun nasıl belirlenebileceği, bu konuda nev’i şahsına münhasır hukuka aykırı yapılanmalar bakımından nasıl kararlar verilebileceği muğlaktır. Çünkü organik bağın tanımı ve failin örgütle ilişkisi hakkında soyut birçok tespit yapılıp kriterler öngörülse de, bunların somut olaylara tatbikinde sorunlar çıkacaktır. Kanun koyucu; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçlarında, örgütün amaç ve faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini, sırf örgütten, yani Türk Ceza Kanunu m.220, 314 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesinden cezalandırılmada aramamaktadır. Bir başka ifadeyle; örgütten cezalandırılma için, suç veya terör örgütünün varlığı, bunun kurulması, sevk ve idare edilmesi, bu özelliğini bilerek örgütün hiyerarşik yapısına dahil olma yeterlidir.
…………../………..